29 Eylül 2015 Salı
Vazgeçmeden önce sormak gerek "200 kez denedin mi?
hepimizin yaşadığı; ama unuttuğu bir bilgi "dünyanın neresinde olursa olsun bir bebek yürümeyi öğrenene dek ortalama 200 kez düşer."
başarı üzerine pek çok kitap okudum, film izledim, iş yerinin düzenlediği eğitimlere gittim. hiçbiri bünyemde bu cümlenin yarattığı etkiyi yaratmadı.
hayatımı düşünüyorum, sanırım yürümeyi öğrenmek dışında; yapmaya karar verdiğim hiçbir eylemi 200 kere başarısız olmaya sabredecek kadar denemedim.
peki bir bebek yürümeyi öğrenirken çevresindeki insanlar ne yapar? bebeğe var güçleriyle destek olur, o yere her düştüğünde coşkuyla kaldırır, hoppidi hoppidi tekrar denemesi için teşvik eder.
fiziksel bir engeli yoksa hiçbir bebek yürümeye çalışmaktan vazgeçmez ve istisnasız hepsi de başarır. doğduğunda oturmayı bile beceremeyen bir canlının iki ayağının üzerinde dengeli şekilde yürümeye başlaması üniversite sınavını kazanmaktan, iş yerinde terfi almaktan daha zor bir eylemdir.
düşmek başarısızlık hissinin yanısıra fiziksel olarak da can acıtan bir şey. şu an 20 kere poponun üstüne düş kalk desem 4.'de düşmeyi bırakırsın. bizler bir kez aşk acısı yaşayınca bile tekrar sevmeye tövbe edebilen insanlarız. ya bebekler de bıraksa ve bir şekilde yürüyemeyeceklerine inansa? çoğu şeyde buna inandırmıyor muyuz kendimizi?
bizim çevremiz çocukluk aşamasına geçtikten sonra yapmaya karar verdiğimiz eylemlerde bizleri ne kadar destekler? bebekken yürümeye teşvik ettikleri kadar destekleselerdi o eylemlerin sonucu ne olurdu?
bazen sırf vazgeçmen için daha henüz karar aşamasında bile insanlar olumsuz konuşmaz mı? en basiti "her gün spor yapacağım" dersin, "işten geç geliyorsun, soğuk havada üşenirsin ıdı bıdı" bir ton olumsuz cümle sarf eden çıkabilir. bazen sadece bakışları bile yeter... aile de hiçbir başarısızlık eyleminiz için yürüme evresinde size gösterdiği sabrı göstermez.
bizler büyüdükçe daha en başından çok iyi bildiğimiz "başarının sırlarını" unutmuş oluruz. tekrar öğrenebilmek için debelenir dururuz. dünyadaki milyonlarca insan da asla tekrar öğrenemeden ölür gider. ve kapasitesinin çok çok altında işler, hobiler yapmış olur...
belki ailenin, çevrenin yürüme teşviğindeki en büyük sebebi; kendilerinin de o yoldan geçip başarmış olması ve denerse bebeğin de başarabileceğini bilmeleri. bu yüzden canla başla elinden tutarak yürütmeye çalışırlar. hayattaki diğer kararlarda ise bu tür tecrübeleri olmadığı için iki başarısızlıkta "galiba olmayacak bırak istersen" şüphesiyle yaklaşırlar. karar verdikten sonra çevreye kulak asmadan 200 kez yılmadan ve aynı azimle denersek sonuca kendimiz bile şaşırıp büyük bir keşif yaşamış oluruz.
belki de bir şeyden vazgeçmeden önce sormak gerek "200 kez denedim mi?"
başarı üzerine pek çok kitap okudum, film izledim, iş yerinin düzenlediği eğitimlere gittim. hiçbiri bünyemde bu cümlenin yarattığı etkiyi yaratmadı.
hayatımı düşünüyorum, sanırım yürümeyi öğrenmek dışında; yapmaya karar verdiğim hiçbir eylemi 200 kere başarısız olmaya sabredecek kadar denemedim.
peki bir bebek yürümeyi öğrenirken çevresindeki insanlar ne yapar? bebeğe var güçleriyle destek olur, o yere her düştüğünde coşkuyla kaldırır, hoppidi hoppidi tekrar denemesi için teşvik eder.
fiziksel bir engeli yoksa hiçbir bebek yürümeye çalışmaktan vazgeçmez ve istisnasız hepsi de başarır. doğduğunda oturmayı bile beceremeyen bir canlının iki ayağının üzerinde dengeli şekilde yürümeye başlaması üniversite sınavını kazanmaktan, iş yerinde terfi almaktan daha zor bir eylemdir.
düşmek başarısızlık hissinin yanısıra fiziksel olarak da can acıtan bir şey. şu an 20 kere poponun üstüne düş kalk desem 4.'de düşmeyi bırakırsın. bizler bir kez aşk acısı yaşayınca bile tekrar sevmeye tövbe edebilen insanlarız. ya bebekler de bıraksa ve bir şekilde yürüyemeyeceklerine inansa? çoğu şeyde buna inandırmıyor muyuz kendimizi?
bizim çevremiz çocukluk aşamasına geçtikten sonra yapmaya karar verdiğimiz eylemlerde bizleri ne kadar destekler? bebekken yürümeye teşvik ettikleri kadar destekleselerdi o eylemlerin sonucu ne olurdu?
bazen sırf vazgeçmen için daha henüz karar aşamasında bile insanlar olumsuz konuşmaz mı? en basiti "her gün spor yapacağım" dersin, "işten geç geliyorsun, soğuk havada üşenirsin ıdı bıdı" bir ton olumsuz cümle sarf eden çıkabilir. bazen sadece bakışları bile yeter... aile de hiçbir başarısızlık eyleminiz için yürüme evresinde size gösterdiği sabrı göstermez.
bizler büyüdükçe daha en başından çok iyi bildiğimiz "başarının sırlarını" unutmuş oluruz. tekrar öğrenebilmek için debelenir dururuz. dünyadaki milyonlarca insan da asla tekrar öğrenemeden ölür gider. ve kapasitesinin çok çok altında işler, hobiler yapmış olur...
belki ailenin, çevrenin yürüme teşviğindeki en büyük sebebi; kendilerinin de o yoldan geçip başarmış olması ve denerse bebeğin de başarabileceğini bilmeleri. bu yüzden canla başla elinden tutarak yürütmeye çalışırlar. hayattaki diğer kararlarda ise bu tür tecrübeleri olmadığı için iki başarısızlıkta "galiba olmayacak bırak istersen" şüphesiyle yaklaşırlar. karar verdikten sonra çevreye kulak asmadan 200 kez yılmadan ve aynı azimle denersek sonuca kendimiz bile şaşırıp büyük bir keşif yaşamış oluruz.
belki de bir şeyden vazgeçmeden önce sormak gerek "200 kez denedim mi?"
Oksijen Oluşumu
Oksijen Elementinin oluşabilmesi için, en az 8 güneş büyüklüğündeki bir yıldızın 1.2x10^9 (1.2 trilyon) kelvin'de nükleer füzyona girmiş olması gerekmektedir. bunun için yoğunluğun 4x10^9 (4 trilyon) kg/m^3 civarında olması da ayrı bir gerekliliktir.
bu sayıları daha iyi anlamak için;
güneş'in yüzey sıcaklığı yaklaşık olarak 6000 kelvin ve bir metreküp demir ise yaklaşık olarak 8000 kilogramdır.
bu sayıları daha iyi anlamak için;
güneş'in yüzey sıcaklığı yaklaşık olarak 6000 kelvin ve bir metreküp demir ise yaklaşık olarak 8000 kilogramdır.
Karı Kelimesinin Tarihçesi
Karı kelimesi, eskiden kadınlar için olumlu anlamda kullanılmış. erkek, onun için dağ anlamında koca kelimesiyle anlatılırmış. sırtını yaslayacağı yer, kocası gibi. kadınsa o dağın başının üstünde yeri var anlamında dağın karı yani koca ile karı gibi söylenirmiş.
Alan Turing kimdir?
alan turing, geçen yüzyılın en büyük dehalarından ve matematikçilerinden biridir. 87. oscar ödüllerinde 8 dalda aday olan the imitation game adlı filmle tekrar gündeme geldi kendisi. filmdede anlatıldığı üzere, nazi almanyası'nın ordu içi iletişimini sağlayan enigma yazılımını çözebilmek için bir makine geliştirmiş, hatta bugünkü bilgiayar teknolojisinin babası sayılmaktadır. alan turing aynı zamanda bir eşcinselmiş. rahmetlinin, içine siyanür enjekte edilmiş bir elmayı yiyerek intihar ettiği söyleniyor.
steve jobs ve steve wozniak'ın 1976'da kurduğu ve bugün dünyanın en büyük teknoloji şirketlerinden biri olanapple'ın logosu olan ucundan ısırılmış elma, bilgisayar teknolojisinin babasına bir saygı duruşuymuş aslında. gökkuşağı rengi de turing'in yaşam tarzına, cinsel tercihine atıfta bulunuyormuş. bugün ise apple ın başında, amerikanın en tanınmış eçcinsellerinden bir olan tim cook bulunmaktadır.
steve jobs ve steve wozniak'ın 1976'da kurduğu ve bugün dünyanın en büyük teknoloji şirketlerinden biri olanapple'ın logosu olan ucundan ısırılmış elma, bilgisayar teknolojisinin babasına bir saygı duruşuymuş aslında. gökkuşağı rengi de turing'in yaşam tarzına, cinsel tercihine atıfta bulunuyormuş. bugün ise apple ın başında, amerikanın en tanınmış eçcinsellerinden bir olan tim cook bulunmaktadır.
Çerçevelemek Teriminin Tarihçesi
Fotoğrafta, sinemada "çerçevelemek" terimi boğa güreşinden gelir. kılıçla son öldürücü darbeyi vurmadan önce boğayı hareketsiz bırakmaktır. fotoğraf da ânı hareketsiz bırakır ve bonitzer'in ifadesiyle "ona son darbeyi vurur".
En Büyük Organizma
Dünya üzerinde yaşayan en büyük organizma: 3.8 km alana yayılmış, 2000 yaşında bir mantardır
mantarlar evrimsel süreçte 1,5 milyar yıl önce bitki-hayvan ayrımının yaşandığı noktada hayvan olarak ilerleyip, 100 milyon yıl sonra bitki görünümlü, kendine has evrimsel dalını oluşturmuştur
mantarlar evrimsel süreçte 1,5 milyar yıl önce bitki-hayvan ayrımının yaşandığı noktada hayvan olarak ilerleyip, 100 milyon yıl sonra bitki görünümlü, kendine has evrimsel dalını oluşturmuştur
mantarlar evrimsel süreçte 1,5 milyar yıl önce bitki-hayvan ayrımının yaşandığı noktada hayvan olarak ilerleyip, 100 milyon yıl sonra bitki görünümlü, kendine has evrimsel dalını oluşturmuştur
mantarlar evrimsel süreçte 1,5 milyar yıl önce bitki-hayvan ayrımının yaşandığı noktada hayvan olarak ilerleyip, 100 milyon yıl sonra bitki görünümlü, kendine has evrimsel dalını oluşturmuştur
Finlandiya Atık Bölgesi
finlandiya'nın nükleer atıklarını depolamak için onkalo isimli bir bölgede devasa bir tesis kuruyor olması. bu şekliyle insana çok da uçuk gelmiyor bu düşünce ama bu tesis 1994'te planlanmaya başlandı; ilgili bölge 2000 de seçilip yapılmaya başlandı ve 2100 yılında tamamlanması bekleniyor. tamamlanmasının ardından nükleer atıklar burada depolanmış şekilde mühürlenip, kapatılacak. hedef bu atıkların 100.000 yıl burada saklanması yani "sonsuza kadar". sonsuza kadar kısmı hala çoğunuza abartı geliyor değil mi? okumaya devam öyleyse.
10-12 bin yıllık insanlık tarihi düşünüldüğünde 100.000 yıl hayal ya da tahmin edilemeyecek bir süre ve böylesine ciddi bir tehlikenin -dünya üzerindeki en tehlikeli silahın- bu kadar uzun süre burada saklanabileceği bilim adamları ya da uzmanlarca sadece "umulabiliyor" ve bu insanlar burada hiçbir şekilde emin olmadıkları, olamayacakları dev bir iş yapıyorlar. yerin altına dev bir şehir kuruyorlar. doğal olarak; hayati önem taşıyan bu proje mümkün olduğunca gözlerden ırak yürütülüyor. işin bir diğer boyutuysa; onkalo ilk kalıcı nükleer atık tesisimiz ve 2100 yılında mühürlendiğinde elimizdeki nükleer artıkların sadece bir kısmını tutacak. bu atıkları toprak üzerinden saklamak için deprem, volkan gibi doğal afetlerden ve gelecek nesillerden/türlerden uzak tutacak birçok onkalo inşa etmemiz gerekecek.
amaç, gelecek nesillere hatta belki de insandan sonra dünyada yaşayacak diğer türlere herhangi bir tehlike yaratmayacak şekilde bu atıkları saklamak. bu tehlikeli maddeleri bu kadar uzun süre saklayabilecek koşulları oluşturmak bir yana ayrı bir sorun daha var;
gelecek nesillere ya da türlere buradaki tehlikeyi anlatacak işaret ya da mesaj bulabilmek.
herhangi bir levha ya da benzeri bu durumda tamamen anlamsız. düşünsenize; bizden sadece binlerce yıl önce yaşayan, kendi türümüz olan insanların bize bıraktıkları işaretleri anlamamız yeterince zaman aldı ve hala anlayamadıklarımız var. başka bir örnek; yunuslar. yunusların çıkardığı sesler incelendiğinde (kelime olarak düşünüldüğünde) bir alfabeye dayalı olarak konuştukları bilimsel olarak ispatlanmış durumda. yıllardır beraber yaşadığımız kendi dünyamızdaki bir canlıyı dahi anlayamazken, uzaydan gelebilecek ya da bizden sonraki nesillere ya da türlere anlayacakları dilde bir işaret bırak konusunda son derece aciziz.
10-12 bin yıllık insanlık tarihi düşünüldüğünde 100.000 yıl hayal ya da tahmin edilemeyecek bir süre ve böylesine ciddi bir tehlikenin -dünya üzerindeki en tehlikeli silahın- bu kadar uzun süre burada saklanabileceği bilim adamları ya da uzmanlarca sadece "umulabiliyor" ve bu insanlar burada hiçbir şekilde emin olmadıkları, olamayacakları dev bir iş yapıyorlar. yerin altına dev bir şehir kuruyorlar. doğal olarak; hayati önem taşıyan bu proje mümkün olduğunca gözlerden ırak yürütülüyor. işin bir diğer boyutuysa; onkalo ilk kalıcı nükleer atık tesisimiz ve 2100 yılında mühürlendiğinde elimizdeki nükleer artıkların sadece bir kısmını tutacak. bu atıkları toprak üzerinden saklamak için deprem, volkan gibi doğal afetlerden ve gelecek nesillerden/türlerden uzak tutacak birçok onkalo inşa etmemiz gerekecek.
amaç, gelecek nesillere hatta belki de insandan sonra dünyada yaşayacak diğer türlere herhangi bir tehlike yaratmayacak şekilde bu atıkları saklamak. bu tehlikeli maddeleri bu kadar uzun süre saklayabilecek koşulları oluşturmak bir yana ayrı bir sorun daha var;
gelecek nesillere ya da türlere buradaki tehlikeyi anlatacak işaret ya da mesaj bulabilmek.
herhangi bir levha ya da benzeri bu durumda tamamen anlamsız. düşünsenize; bizden sadece binlerce yıl önce yaşayan, kendi türümüz olan insanların bize bıraktıkları işaretleri anlamamız yeterince zaman aldı ve hala anlayamadıklarımız var. başka bir örnek; yunuslar. yunusların çıkardığı sesler incelendiğinde (kelime olarak düşünüldüğünde) bir alfabeye dayalı olarak konuştukları bilimsel olarak ispatlanmış durumda. yıllardır beraber yaşadığımız kendi dünyamızdaki bir canlıyı dahi anlayamazken, uzaydan gelebilecek ya da bizden sonraki nesillere ya da türlere anlayacakları dilde bir işaret bırak konusunda son derece aciziz.
21 Eylül 2015 Pazartesi
Şiirler 1
sessiz gemi
artık demir almak günü gelmişse zamandan,
meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan.
hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol;
sallanmaz o kalkışta ne mendil ne de bir kol.
rıhtımda kalanlar bu seyahatten elemli,
günlerce siyah ufka bakar gözleri nemli.
biçare gönüller! ne giden son gemidir bu!
hicranlı hayatın ne de son matemidir bu!
dünyada sevilmiş ve seven nafile bekler;
bilmez ki giden sevgililer dönmeyecekler.
birçok gidenin her biri memnun ki yerinden,
birçok seneler geçti; dönen yok seferinden.
yahya kemal beyatlı
------------------------------------------------
sana bakarak
bütün yüzleri unutmak
kendimden
ve arap saçı olmuş
bir sürü
hikayelerden bıkarak
sana misafir geliyorum
denizlerin sesi içinde
ve gündüz güneşlerinde
şaşırmış
sana misafir geliyorum
biraz daha uykuya yakın
biraz daha dalgın
biraz daha başka şeylerden uzak
Asaf halet Çelebi
---------------------------------------------------
sonra farkettimki;
su akıyor, rüzgar esiyor, yağmur yağıyor...
her şey yine ve aynı şekilde oluyor...
öyle bir yere geldim ki;
sıcak ve soğuk, aşk ve nefret, savaş ve barış...
üşümek ve sonra ısınmak gibi...
gitsem ayrılık olur, kalsam çöl..
gidersem bende hasret olur ve belki beni sevenler de özler;
ama anladım ki; özlemden hiç kimse ölmüyor.
ama ben ölüyorum...
nefes alıyorum, önemsiyorum ve gitmek istiyorum.
anladım ki; hasret yeni bir aşka kadar sürüyor.
sevdiklerim ve beni sevenler, bağışlayın...
su akıyor ve ben gidiyorum…
Tuncay Akdogan
----------------------------------------------------------
halimi arz etmeye cana seni tenha bulamam
seni tenha bulacak kendimi asla bulamam.
-----------------------------------------------------------------------
tek bir yıldız altında
rastlantıdan, onu gereklilik olarak adlandırdığım için özür dilerim
eğer yanılıyorsam, gereklilikten de özür dilerim
mutluluk onu sanki benimmiş gibi aldığım için kızmasın bana
ölüler anılarımda yanıp söndükleri için ne olur darılmasınlar
zamandan, dünyanın bir saniye içinde gözden kaçırılan çokluğu adına özür dilerim
eski aşkımdan yenisini ilk sandığım için özür dilerim
uzak savaşlar, evime çiçek getirdiğim için bağışlayın beni.
kanayan yaralar, parmağıma iğne battı, bağışlayın
uçurumdan bağıranlar, menueti çaldığım plak için özür dilerim
istasyondakiler, sabah beşteki uykum için özür dilerim
kışkırtılan umut, bazen gülüyorum affet.
çöller, bir kaşık suyla koşmuyorum diye affedin beni
ve sen atmaca, hani yıllarca aynı
hep aynı kafes içinde, devinimsiz aynı noktaya bakan
doldurulmuş olsan bile hoş gör beni.
kesilmiş ağaçtan masanın dört ayağı adına özür dilerim
büyük sorulardan, küçük yanıtlar için özür dilerim
gerçek, bana pek önem verme
ağırbaşlılık, göster bana yüce ruhunu
varlığın gizi, dayan eteğinin kuyruğundan ipleri yoluşuma
ruhum, beni suçlama, sana ara sıra sahip olabildiğim için
her şeyden, her yerde olamadığım için özür dilerim
herkesten, herkes olamadığım için özür dilerim
biliyorum aklamaz hiç bir şey beni yaşadığım sürece
çünkü, kendim, yine kendim engelim.
dilim, bana kızma acı sözleri ödünç alıyorum
ve sonra onları daha yumuşak göstermek için çabalıyorum diye
wislawa szymborska
------------------------------------------------------------------------------------------
avuçlarının içini öpmek isterim
öpmek isterim de çok korkarım
ya içimi sızlatırsa diye o kokun.
avuçların hep sen kokar
çünkü ; sen dokunursun her yerine
toplarsın avuçların da kokunu
öpersem;
içime çekersem;
içim sızlarsa diye çok korkarım
çünkü;
hep sen kokarsın yokluğunda.
------------------------------------------------------------------------------------------
bir sey var aramizda
senin bakisindan belli
benim yanan yüzümden
daliveriyoruz arada bir
ikimiz de ayni seyi düsünüyoruz belki
gülüserek basliyoruz söze
bir sey var aramizda
onu buldukca kaybediyoruz isteyerek
fakat ne kadar saklasak nafile
bir sey var aramizda
senin gözlerinde isildiyor
benim dilimin ucunda
------------------------------------------------------------------------------------------
artık demir almak günü gelmişse zamandan,
meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan.
hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol;
sallanmaz o kalkışta ne mendil ne de bir kol.
rıhtımda kalanlar bu seyahatten elemli,
günlerce siyah ufka bakar gözleri nemli.
biçare gönüller! ne giden son gemidir bu!
hicranlı hayatın ne de son matemidir bu!
dünyada sevilmiş ve seven nafile bekler;
bilmez ki giden sevgililer dönmeyecekler.
birçok gidenin her biri memnun ki yerinden,
birçok seneler geçti; dönen yok seferinden.
yahya kemal beyatlı
------------------------------------------------
sana bakarak
bütün yüzleri unutmak
kendimden
ve arap saçı olmuş
bir sürü
hikayelerden bıkarak
sana misafir geliyorum
denizlerin sesi içinde
ve gündüz güneşlerinde
şaşırmış
sana misafir geliyorum
biraz daha uykuya yakın
biraz daha dalgın
biraz daha başka şeylerden uzak
Asaf halet Çelebi
---------------------------------------------------
sonra farkettimki;
su akıyor, rüzgar esiyor, yağmur yağıyor...
her şey yine ve aynı şekilde oluyor...
öyle bir yere geldim ki;
sıcak ve soğuk, aşk ve nefret, savaş ve barış...
üşümek ve sonra ısınmak gibi...
gitsem ayrılık olur, kalsam çöl..
gidersem bende hasret olur ve belki beni sevenler de özler;
ama anladım ki; özlemden hiç kimse ölmüyor.
ama ben ölüyorum...
nefes alıyorum, önemsiyorum ve gitmek istiyorum.
anladım ki; hasret yeni bir aşka kadar sürüyor.
sevdiklerim ve beni sevenler, bağışlayın...
su akıyor ve ben gidiyorum…
Tuncay Akdogan
----------------------------------------------------------
halimi arz etmeye cana seni tenha bulamam
seni tenha bulacak kendimi asla bulamam.
-----------------------------------------------------------------------
tek bir yıldız altında
rastlantıdan, onu gereklilik olarak adlandırdığım için özür dilerim
eğer yanılıyorsam, gereklilikten de özür dilerim
mutluluk onu sanki benimmiş gibi aldığım için kızmasın bana
ölüler anılarımda yanıp söndükleri için ne olur darılmasınlar
zamandan, dünyanın bir saniye içinde gözden kaçırılan çokluğu adına özür dilerim
eski aşkımdan yenisini ilk sandığım için özür dilerim
uzak savaşlar, evime çiçek getirdiğim için bağışlayın beni.
kanayan yaralar, parmağıma iğne battı, bağışlayın
uçurumdan bağıranlar, menueti çaldığım plak için özür dilerim
istasyondakiler, sabah beşteki uykum için özür dilerim
kışkırtılan umut, bazen gülüyorum affet.
çöller, bir kaşık suyla koşmuyorum diye affedin beni
ve sen atmaca, hani yıllarca aynı
hep aynı kafes içinde, devinimsiz aynı noktaya bakan
doldurulmuş olsan bile hoş gör beni.
kesilmiş ağaçtan masanın dört ayağı adına özür dilerim
büyük sorulardan, küçük yanıtlar için özür dilerim
gerçek, bana pek önem verme
ağırbaşlılık, göster bana yüce ruhunu
varlığın gizi, dayan eteğinin kuyruğundan ipleri yoluşuma
ruhum, beni suçlama, sana ara sıra sahip olabildiğim için
her şeyden, her yerde olamadığım için özür dilerim
herkesten, herkes olamadığım için özür dilerim
biliyorum aklamaz hiç bir şey beni yaşadığım sürece
çünkü, kendim, yine kendim engelim.
dilim, bana kızma acı sözleri ödünç alıyorum
ve sonra onları daha yumuşak göstermek için çabalıyorum diye
wislawa szymborska
------------------------------------------------------------------------------------------
avuçlarının içini öpmek isterim
öpmek isterim de çok korkarım
ya içimi sızlatırsa diye o kokun.
avuçların hep sen kokar
çünkü ; sen dokunursun her yerine
toplarsın avuçların da kokunu
öpersem;
içime çekersem;
içim sızlarsa diye çok korkarım
çünkü;
hep sen kokarsın yokluğunda.
------------------------------------------------------------------------------------------
bir sey var aramizda
senin bakisindan belli
benim yanan yüzümden
daliveriyoruz arada bir
ikimiz de ayni seyi düsünüyoruz belki
gülüserek basliyoruz söze
bir sey var aramizda
onu buldukca kaybediyoruz isteyerek
fakat ne kadar saklasak nafile
bir sey var aramizda
senin gözlerinde isildiyor
benim dilimin ucunda
------------------------------------------------------------------------------------------
Taksim Cumhuriyet Anıtı
dünyaca ünlü heykeltraş pietro canonica tarafından 1927-28 yıllarında (1,5 sene) italya'da, 16.500 ingiliz lirasına (bugünün kuru ile 37,5 milyar tl) yaptığı anıt.
bu proje ilk olarak havuzlu düşünülmüş (anıt bu havuzun ortasında bulunacaktı), fakat gerekli 30.000 tl belediye tarafından sağlanamayınca vazgeçilmişti.
taksim cumhuriyet anıtı, havuzsuz ve çevresi düzenlenmemiş bir halde, 8 ağustos 1928 günü yapılan bir törenle, meclis başkanı kazım özalp bey tarafından açıldı.
o gün, taksim düzlüğünü dolduran yaklaşık 30.000 kişinin hep bir ağızdan söylediği istiklal marşı'ndan sonra meclis başkanı, anıtı örten beyaz ve üzeri yıldızlı örtünün iplerini bir çakıyla kesti.
1928'de açılan taksim cumhuriyet anıtında iki rus komutan bulunur. bunlardan biri kızıl ordu'nun kurucularından mihail vasilyeviç frunze diğeri ise sovyet orduları komutanı kliment yefremoviç voroşilov. buraya kadarını bilenlerimiz olduğu kadar bilmeyenlerimiz de çoğunlukta.
taksim cumhuriyet anıtında ki diğer ilginç konu ünlü heykeltraş pietro canonica tarafından yapılan heykelin beyoğlu tarafına bakan yüzündeki atatürk heykelinin ceketinin düğmelerinin ters yönde yapılması. anıtta bulunan fevzi çakmak ve ismet inönü'nün düğmeleri ise doğru yönde yapılmıştır.
ünlü bizantolog semavi eyice'nin söylemine göre bunu ilk fark eden ise 1985 yılında bir terzi olmuştur ve bu olayı hemen çeşitli gazetelere haber göndererek aksettirmiştir. neredeyse 60 yıl bu hatayı kimsenin fark etmemesi ve global bir üne sahip pietro canonica'nın böyle bir hatayı yapması skandal kelimesinin vücut bulmuş haline birer örnektir.
bu proje ilk olarak havuzlu düşünülmüş (anıt bu havuzun ortasında bulunacaktı), fakat gerekli 30.000 tl belediye tarafından sağlanamayınca vazgeçilmişti.
taksim cumhuriyet anıtı, havuzsuz ve çevresi düzenlenmemiş bir halde, 8 ağustos 1928 günü yapılan bir törenle, meclis başkanı kazım özalp bey tarafından açıldı.
o gün, taksim düzlüğünü dolduran yaklaşık 30.000 kişinin hep bir ağızdan söylediği istiklal marşı'ndan sonra meclis başkanı, anıtı örten beyaz ve üzeri yıldızlı örtünün iplerini bir çakıyla kesti.
1928'de açılan taksim cumhuriyet anıtında iki rus komutan bulunur. bunlardan biri kızıl ordu'nun kurucularından mihail vasilyeviç frunze diğeri ise sovyet orduları komutanı kliment yefremoviç voroşilov. buraya kadarını bilenlerimiz olduğu kadar bilmeyenlerimiz de çoğunlukta.
taksim cumhuriyet anıtında ki diğer ilginç konu ünlü heykeltraş pietro canonica tarafından yapılan heykelin beyoğlu tarafına bakan yüzündeki atatürk heykelinin ceketinin düğmelerinin ters yönde yapılması. anıtta bulunan fevzi çakmak ve ismet inönü'nün düğmeleri ise doğru yönde yapılmıştır.
ünlü bizantolog semavi eyice'nin söylemine göre bunu ilk fark eden ise 1985 yılında bir terzi olmuştur ve bu olayı hemen çeşitli gazetelere haber göndererek aksettirmiştir. neredeyse 60 yıl bu hatayı kimsenin fark etmemesi ve global bir üne sahip pietro canonica'nın böyle bir hatayı yapması skandal kelimesinin vücut bulmuş haline birer örnektir.
Sabahları daha enerjik uyanmanın basit bir formülü
uyuduğumuzda beynimiz farklı uyku döngüleri arasında gidip gelir. her döngünün başında ilk olarak hafif uykuya, sonra derin uykuya, sonra rüya görmeye ve sonunda tekrar hafif uykuya döneriz.
bu üç farklı uykuyu kapsayan her döngü yaklaşık 90 dakika sürmekte. uyanma anımızı eğer bu döngünün sonuna denk getirirsek daha enerjik uyanırız. çünkü en çok bu döngünün sonunda uyanmaya yakınızdır.
tabi bunun için önce kaçta uyanacağımıza karar vermemiz gerekiyor. sonra 90 dakikalık bloklar halinde sayarak kaçta uyuyacağımızı seçebiliriz.
diyelim alarmı sabah 8:00'e kurduk. 90 dakikalık bloklar halinde geri sayarsak eğer; 6:30, 5:00, 3:30, 2:00, 0:30, 23:00... diye gider.
uykumuzu almamız için asgari 6 saat uyumamız gerektiğinden; 8:00'de daha enerjik uyanmak için 0:30, 23:00 ya da 2:00'de uyumamız en ideali olacaktır.
bu üç farklı uykuyu kapsayan her döngü yaklaşık 90 dakika sürmekte. uyanma anımızı eğer bu döngünün sonuna denk getirirsek daha enerjik uyanırız. çünkü en çok bu döngünün sonunda uyanmaya yakınızdır.
tabi bunun için önce kaçta uyanacağımıza karar vermemiz gerekiyor. sonra 90 dakikalık bloklar halinde sayarak kaçta uyuyacağımızı seçebiliriz.
diyelim alarmı sabah 8:00'e kurduk. 90 dakikalık bloklar halinde geri sayarsak eğer; 6:30, 5:00, 3:30, 2:00, 0:30, 23:00... diye gider.
uykumuzu almamız için asgari 6 saat uyumamız gerektiğinden; 8:00'de daha enerjik uyanmak için 0:30, 23:00 ya da 2:00'de uyumamız en ideali olacaktır.
Benlik ?
benlik, en yalın hali ile kişinin kendini algılama süreci olarak tanımlanır. insan dışında filler, şempazeler ve yunuslarda da benlik tespit edilmiştir. benliği anlamanın en basit yolu hayvana aynada kendisini göstermektir. onların verdikleri tepkiler benliği tanımlada önemli bir ölçüttür.
o vakit şu soruyu sorabiliriz, bir fil de bir insan gibi yaşamın anlamını sorgular mı? evet, sorgular cünkü bir benliğe sahip. bunun üzerine , filler konuşamıyor bile yasamı nasıl sorgulayabilirler diyebilirsiniz. belki onlar da size, ne kadar ilkelsiniz, telepati yapmak varken birbirinizi anlamak için gereksiz gürültü cıkartıyorsunuz diyebilirler.
belki de...
o vakit şu soruyu sorabiliriz, bir fil de bir insan gibi yaşamın anlamını sorgular mı? evet, sorgular cünkü bir benliğe sahip. bunun üzerine , filler konuşamıyor bile yasamı nasıl sorgulayabilirler diyebilirsiniz. belki onlar da size, ne kadar ilkelsiniz, telepati yapmak varken birbirinizi anlamak için gereksiz gürültü cıkartıyorsunuz diyebilirler.
belki de...
Finlandiyada Ceza Sistemi
finlandiyada cezalar ceza kesilecek kişinin gelir durumuna göre kesiliyormuş. adam 1000 lira maaş alıyorsa farklı 10.000 lira maaş alıyorsa farklı ceza.
en son bir işadamına 80 km hız sınırı olan yolda 100 km ile gittiği için 54.000 euro ceza kesmişler. daha önce de nokianın ceosuna 50 km hız limiti olan yolda 75 km hızla gittiği için 116.000 euro ceza kesilmiş.
en son bir işadamına 80 km hız sınırı olan yolda 100 km ile gittiği için 54.000 euro ceza kesmişler. daha önce de nokianın ceosuna 50 km hız limiti olan yolda 75 km hızla gittiği için 116.000 euro ceza kesilmiş.
Bilmediğimiz Bazı Şeyler 1
-fıstık masum bir gıda değil. bildiğimiz kabuklu fıstık dinamit yapımında kullanılan malzemelerden.
-tuz ise kan basıncını arttıran tehlikeli bir gıda olmanın yanında antidepresan özelliği ile de yaşam kalitesini arttırabiliyor.
-taze kakaoda bulunan sıvı kan plazması yerine kullanılabiliyor.
beslenmeden çıkıp diğer konulara giriyoruz.
- orkide çiçeğinin ismi yunancadan geliyor. orchis. anlamı ise testis.
-elmas ve nice değerli taşın ölçü birimi karat keçiboynuzunu ifade ediyor. nereden geliyor bu güvenilirlik derseniz, keçiboynuzu tohumlarından geliyor. dünyadaki tüm keçiboynuzu tohumlarının ağırlığı aynıdır ve bu hiç değişmez.
- anne kuşların,yavruları doğduğunda ötmeyi bilmedikleri için sürekli öterek onlara ötmeyi öğretmesi.,
-dünyadaki toplam kürt nüfusunun (23-28.5 milyon) toplam yahudi (13-17 milyon) nüfusundan daha fazla olması.
-Muzun Turşusunun olması
-tuz ise kan basıncını arttıran tehlikeli bir gıda olmanın yanında antidepresan özelliği ile de yaşam kalitesini arttırabiliyor.
-taze kakaoda bulunan sıvı kan plazması yerine kullanılabiliyor.
beslenmeden çıkıp diğer konulara giriyoruz.
- orkide çiçeğinin ismi yunancadan geliyor. orchis. anlamı ise testis.
-elmas ve nice değerli taşın ölçü birimi karat keçiboynuzunu ifade ediyor. nereden geliyor bu güvenilirlik derseniz, keçiboynuzu tohumlarından geliyor. dünyadaki tüm keçiboynuzu tohumlarının ağırlığı aynıdır ve bu hiç değişmez.
- anne kuşların,yavruları doğduğunda ötmeyi bilmedikleri için sürekli öterek onlara ötmeyi öğretmesi.,
-dünyadaki toplam kürt nüfusunun (23-28.5 milyon) toplam yahudi (13-17 milyon) nüfusundan daha fazla olması.
-Muzun Turşusunun olması
Bir Bilgi Seksör nedir ?
seksör: seks konusunda uzmanlaşmış kişi açılımında
seksör'lük meslegi. civcivlerin erkek ve disilerini ayiran bu insanlarin calisma ve egitim alma sürecleri cok acayipmis.
civcivlerin erkek ve disileri arasinda belirgin görsel bir fark olmadigi icin bu isi yapanlarin dahi nasil yaptigini aciklayamadigi meslekmis. bir seksöre nasil seciyorsun erkek civcivleri derseniz bilmiyorum yaniti alirmissiniz. secimleri sadece anlik hislere dayaliymis. elbette secim sürecinde muhtemelen beynimizin algiladigi ama bilincimize gelmeyen bazi veriler mevcutmus, aksi halde %2 hata payi ile kimse civcivlerin cinsiyetini anlayamazmis.
bu isin egitimi , kitabi vs yokmus. sadece pratik yapilarak ögrenilirmis. tecrübeli seksör, ögrencisinin arkasina oturur ve civcivler üzerinde verdigi erkek/disi kararlarini izler, yalnis karar verdiginde düzeltir. bu sekilde calisilan günler / haftalar sonunda tecrübeli seksör yeni elamanin hata orani yeteri kadar düsünce artik onu tek basina birakirmis.
peki bu adamlar neden civcivlerin cinsiyetini ögrenmeye bu kadar merakli. yumurta ciftlikleri icin erkek civcivlerin bakimi büyük maliyettir ve bu civcivler istenmez. daha yumurtadan ciktiklari gibi disi/erkek ayrilirlar ve erkekler hemen "imha" edilir. gida sektörü acimasizdir.
Alıntıdır.
19 Eylül 2015 Cumartesi
Dünyanın Oluşumu
Dünya hakkındaki genel araştırmanın ikinci
perdesi evren nasıl oluşmuştur sorusuna ait bir
kaç yanıt bulduk.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)