Bilgi Paylaşım Adresi
Öğrenildiğinde ufku iki katına çıkaran şeyleri barındırır
1 Ekim 2015 Perşembe
Kadın Beyni
kız çocuklar, beyinleri testosteron akımına uğramamış, duygu ve iletişim merkezleri bozulmamış halde kaldığından yüz ifadelerini okumakta ve sesleri yorumlamakta erkek çocuklara göre daha gelişmiş olarak dünyaya gelirler. tıpkı kedi ve köpeklerin duyamadıkları sesleri duyan yarasalar gibi, kızlar da insan seslerinin frekansları ve tonları konusunda erkek çocuklarının duyamadıkları ayrımları fark edebilirler. çocukken bile kızların annelerinin lüks paket kağıtlarını sakladığı çekmeceleri açıp içlerini karıştırmamaları gerektiğini anlamaları için annelerinin ses tonlarındaki ufak değişimleri duymaları yeterlidir. oysa bir erkek çocuğu, noel'de verilecek hediyelerin paketlerini açmaktan ve kağıtları yırtmaktan alıkoymanın yegane yolu onu paketlerden fiziksel olarak uzak tutmaktır. bu, çocuğun annesini görmezden gelmesinden değil, fiziksel olarak annenin ses tonundaki uyarıyı duyamamasından kaynaklanmaktadır.
29 Eylül 2015 Salı
İnsanlar Sadece Fiziksel Nedenlerden Ölmez
şöyle ki bir alman imparatoru, insanların doğuştan getirdiği dili merak etmiştir ve bunu öğrenmek için iletişimin hiç olmadığı, yetişkin insanların girmediği bir yere 50 tane bebek koydu. bebeklerin bakıcıları sadece mama verip alt değiştirdi. bir süre geçtikten sonra bebeklerin hepsi öldü. yapılan araştırmalar bebeklerin sağlıklı bir gelişimi için onların sürekli etkileşim ortamında bulunmaları gerektiği sonucunu ortaya çıkardı. yani bebeği sevmek, onunla konuşmak gerek. 1900'lü yıllarda bu şekilde yetimhanelerdeki çocuk ölümlerinde gözle görülür bir azalma yaşandı.
edit: kaynak doğan cüceloğlu - yeniden insan insana kitabı.
Vazgeçmeden önce sormak gerek "200 kez denedin mi?
hepimizin yaşadığı; ama unuttuğu bir bilgi "dünyanın neresinde olursa olsun bir bebek yürümeyi öğrenene dek ortalama 200 kez düşer."
başarı üzerine pek çok kitap okudum, film izledim, iş yerinin düzenlediği eğitimlere gittim. hiçbiri bünyemde bu cümlenin yarattığı etkiyi yaratmadı.
hayatımı düşünüyorum, sanırım yürümeyi öğrenmek dışında; yapmaya karar verdiğim hiçbir eylemi 200 kere başarısız olmaya sabredecek kadar denemedim.
peki bir bebek yürümeyi öğrenirken çevresindeki insanlar ne yapar? bebeğe var güçleriyle destek olur, o yere her düştüğünde coşkuyla kaldırır, hoppidi hoppidi tekrar denemesi için teşvik eder.
fiziksel bir engeli yoksa hiçbir bebek yürümeye çalışmaktan vazgeçmez ve istisnasız hepsi de başarır. doğduğunda oturmayı bile beceremeyen bir canlının iki ayağının üzerinde dengeli şekilde yürümeye başlaması üniversite sınavını kazanmaktan, iş yerinde terfi almaktan daha zor bir eylemdir.
düşmek başarısızlık hissinin yanısıra fiziksel olarak da can acıtan bir şey. şu an 20 kere poponun üstüne düş kalk desem 4.'de düşmeyi bırakırsın. bizler bir kez aşk acısı yaşayınca bile tekrar sevmeye tövbe edebilen insanlarız. ya bebekler de bıraksa ve bir şekilde yürüyemeyeceklerine inansa? çoğu şeyde buna inandırmıyor muyuz kendimizi?
bizim çevremiz çocukluk aşamasına geçtikten sonra yapmaya karar verdiğimiz eylemlerde bizleri ne kadar destekler? bebekken yürümeye teşvik ettikleri kadar destekleselerdi o eylemlerin sonucu ne olurdu?
bazen sırf vazgeçmen için daha henüz karar aşamasında bile insanlar olumsuz konuşmaz mı? en basiti "her gün spor yapacağım" dersin, "işten geç geliyorsun, soğuk havada üşenirsin ıdı bıdı" bir ton olumsuz cümle sarf eden çıkabilir. bazen sadece bakışları bile yeter... aile de hiçbir başarısızlık eyleminiz için yürüme evresinde size gösterdiği sabrı göstermez.
bizler büyüdükçe daha en başından çok iyi bildiğimiz "başarının sırlarını" unutmuş oluruz. tekrar öğrenebilmek için debelenir dururuz. dünyadaki milyonlarca insan da asla tekrar öğrenemeden ölür gider. ve kapasitesinin çok çok altında işler, hobiler yapmış olur...
belki ailenin, çevrenin yürüme teşviğindeki en büyük sebebi; kendilerinin de o yoldan geçip başarmış olması ve denerse bebeğin de başarabileceğini bilmeleri. bu yüzden canla başla elinden tutarak yürütmeye çalışırlar. hayattaki diğer kararlarda ise bu tür tecrübeleri olmadığı için iki başarısızlıkta "galiba olmayacak bırak istersen" şüphesiyle yaklaşırlar. karar verdikten sonra çevreye kulak asmadan 200 kez yılmadan ve aynı azimle denersek sonuca kendimiz bile şaşırıp büyük bir keşif yaşamış oluruz.
belki de bir şeyden vazgeçmeden önce sormak gerek "200 kez denedim mi?"
başarı üzerine pek çok kitap okudum, film izledim, iş yerinin düzenlediği eğitimlere gittim. hiçbiri bünyemde bu cümlenin yarattığı etkiyi yaratmadı.
hayatımı düşünüyorum, sanırım yürümeyi öğrenmek dışında; yapmaya karar verdiğim hiçbir eylemi 200 kere başarısız olmaya sabredecek kadar denemedim.
peki bir bebek yürümeyi öğrenirken çevresindeki insanlar ne yapar? bebeğe var güçleriyle destek olur, o yere her düştüğünde coşkuyla kaldırır, hoppidi hoppidi tekrar denemesi için teşvik eder.
fiziksel bir engeli yoksa hiçbir bebek yürümeye çalışmaktan vazgeçmez ve istisnasız hepsi de başarır. doğduğunda oturmayı bile beceremeyen bir canlının iki ayağının üzerinde dengeli şekilde yürümeye başlaması üniversite sınavını kazanmaktan, iş yerinde terfi almaktan daha zor bir eylemdir.
düşmek başarısızlık hissinin yanısıra fiziksel olarak da can acıtan bir şey. şu an 20 kere poponun üstüne düş kalk desem 4.'de düşmeyi bırakırsın. bizler bir kez aşk acısı yaşayınca bile tekrar sevmeye tövbe edebilen insanlarız. ya bebekler de bıraksa ve bir şekilde yürüyemeyeceklerine inansa? çoğu şeyde buna inandırmıyor muyuz kendimizi?
bizim çevremiz çocukluk aşamasına geçtikten sonra yapmaya karar verdiğimiz eylemlerde bizleri ne kadar destekler? bebekken yürümeye teşvik ettikleri kadar destekleselerdi o eylemlerin sonucu ne olurdu?
bazen sırf vazgeçmen için daha henüz karar aşamasında bile insanlar olumsuz konuşmaz mı? en basiti "her gün spor yapacağım" dersin, "işten geç geliyorsun, soğuk havada üşenirsin ıdı bıdı" bir ton olumsuz cümle sarf eden çıkabilir. bazen sadece bakışları bile yeter... aile de hiçbir başarısızlık eyleminiz için yürüme evresinde size gösterdiği sabrı göstermez.
bizler büyüdükçe daha en başından çok iyi bildiğimiz "başarının sırlarını" unutmuş oluruz. tekrar öğrenebilmek için debelenir dururuz. dünyadaki milyonlarca insan da asla tekrar öğrenemeden ölür gider. ve kapasitesinin çok çok altında işler, hobiler yapmış olur...
belki ailenin, çevrenin yürüme teşviğindeki en büyük sebebi; kendilerinin de o yoldan geçip başarmış olması ve denerse bebeğin de başarabileceğini bilmeleri. bu yüzden canla başla elinden tutarak yürütmeye çalışırlar. hayattaki diğer kararlarda ise bu tür tecrübeleri olmadığı için iki başarısızlıkta "galiba olmayacak bırak istersen" şüphesiyle yaklaşırlar. karar verdikten sonra çevreye kulak asmadan 200 kez yılmadan ve aynı azimle denersek sonuca kendimiz bile şaşırıp büyük bir keşif yaşamış oluruz.
belki de bir şeyden vazgeçmeden önce sormak gerek "200 kez denedim mi?"
Oksijen Oluşumu
Oksijen Elementinin oluşabilmesi için, en az 8 güneş büyüklüğündeki bir yıldızın 1.2x10^9 (1.2 trilyon) kelvin'de nükleer füzyona girmiş olması gerekmektedir. bunun için yoğunluğun 4x10^9 (4 trilyon) kg/m^3 civarında olması da ayrı bir gerekliliktir.
bu sayıları daha iyi anlamak için;
güneş'in yüzey sıcaklığı yaklaşık olarak 6000 kelvin ve bir metreküp demir ise yaklaşık olarak 8000 kilogramdır.
bu sayıları daha iyi anlamak için;
güneş'in yüzey sıcaklığı yaklaşık olarak 6000 kelvin ve bir metreküp demir ise yaklaşık olarak 8000 kilogramdır.
Karı Kelimesinin Tarihçesi
Karı kelimesi, eskiden kadınlar için olumlu anlamda kullanılmış. erkek, onun için dağ anlamında koca kelimesiyle anlatılırmış. sırtını yaslayacağı yer, kocası gibi. kadınsa o dağın başının üstünde yeri var anlamında dağın karı yani koca ile karı gibi söylenirmiş.
Alan Turing kimdir?
alan turing, geçen yüzyılın en büyük dehalarından ve matematikçilerinden biridir. 87. oscar ödüllerinde 8 dalda aday olan the imitation game adlı filmle tekrar gündeme geldi kendisi. filmdede anlatıldığı üzere, nazi almanyası'nın ordu içi iletişimini sağlayan enigma yazılımını çözebilmek için bir makine geliştirmiş, hatta bugünkü bilgiayar teknolojisinin babası sayılmaktadır. alan turing aynı zamanda bir eşcinselmiş. rahmetlinin, içine siyanür enjekte edilmiş bir elmayı yiyerek intihar ettiği söyleniyor.
steve jobs ve steve wozniak'ın 1976'da kurduğu ve bugün dünyanın en büyük teknoloji şirketlerinden biri olanapple'ın logosu olan ucundan ısırılmış elma, bilgisayar teknolojisinin babasına bir saygı duruşuymuş aslında. gökkuşağı rengi de turing'in yaşam tarzına, cinsel tercihine atıfta bulunuyormuş. bugün ise apple ın başında, amerikanın en tanınmış eçcinsellerinden bir olan tim cook bulunmaktadır.
steve jobs ve steve wozniak'ın 1976'da kurduğu ve bugün dünyanın en büyük teknoloji şirketlerinden biri olanapple'ın logosu olan ucundan ısırılmış elma, bilgisayar teknolojisinin babasına bir saygı duruşuymuş aslında. gökkuşağı rengi de turing'in yaşam tarzına, cinsel tercihine atıfta bulunuyormuş. bugün ise apple ın başında, amerikanın en tanınmış eçcinsellerinden bir olan tim cook bulunmaktadır.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)